Sıkça Sorulan Sorular

Beslenme nedir?

Sağlığı korumak ve geliştirmek, yaşam kalitesini yükseltmek maçıyla; bireyin gereksinimi olan besin ögelerini yaşa, cinsiyete ve içinde bulunduğu fizyolojik duruma göre yeterli ve dengeli miktarda vücuda alıp kullanmasıdır.

Diyet nedir?

Diyet halk nazarında az yemek, perhiz etmek, rejim yapmak gibi anlamlara gelse aslında bilimsel olarak beslenme biçimini belirtmek için kullanılır. Örneğin Akdeniz diyeti, batı tarzı diyet gibi. Yani diyet sözcüğü bireylerin ne tür yiyeceklerle nasıl beslendiğini ifade eder.

Medyada çeşitli diyetler duyuyoruz, bunlara güvenebilir miyiz?

Teknolojinin ilerlemesiyle birlikte bilgiye ulaşmak artık çok kolay hale geldi. Durum böyle olunca diyet, beslenme, zayıflama konularında yanlışıyla doğrusuyla birçok fikir sahibi olabiliyoruz.

Ne yazık ki internet ortamında kaynağı belli olmayan adreslerde birçok diyet çeşitleri ortaya çıkmaktadır. Bu konuda bilinçli olmalı ve kaynağı güvenilir olmayan özellikle uzman olmayan kişilerin bilgilerine inanmamalıyız.

Bedenimiz bize verilen emanettir ve sağlığımızı güvenilir olmayan bilgilerle tehlikeye atmamalıyız. Bir kişinin beslenmesi parmak izi gibi kişiye özeldir. Mutlaka diyetisyen ve doktor kontrolünde size özel hazırlanmış diyetinizi uygulamalısınız.

Düzenli olarak vitamin-mineral desteği almalı mıyız?

Vitamin ve mineral kaynağı tükettiğimiz besinlerdir. Aslında her çeşit besini gerektiği ölçülerde tükettiğimiz takdir özel durumlar (doktor tarafından tanı konulmuş eksiklikler, gebelik durumu vb.) dışında vitamin-mineral desteği almaya gerek yoktur.

Egzersiz yapmadan kilo vermek mümkün mü?

Egzersizle beraber diyetle kilo verildiğinde kişi sahip olduğu ağırlığı daha uzun süre korur.

Tek başına diyet yaparak zayıflamak ve normal ağırlığı sürdürmek imkansız olmasa da güçtür. Enerjisi azaltılmış bir diyetle beden enerjiyi tasarruflu harcamaya yönelir ve gittikçe metabolizma yavaşlar.

Ayrıca depo yağ ile birlikte kas kütlesinde de azalma görülür. Halbuki diyetle beraber egzersiz yapıldığında kas kütlesi korunur ve hareketle birlikte metabolizma hızı azalmaz.

Beslenmemizde hangi yağ türüne yer vermeliyiz?

Her besinin bileşiminde yağ bulunmakla beraber yoğunluğu ve türü farklıdır. Hayvansal besinlerdeki (süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri) yağların çoğu doymuş yağ asitlerinden oluşurken, bitkisel besinlerin (zeytinyağı, fındık yağı, mısırözü, ayçiçeği, soya vb.) çoğunluğunu doymamış yağ asitleri oluşturur. Doymuş yağlar; gereğinden fazla tüketildiğinde, başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere obezite, insülin direnci, tip2 diyabet rahatsızlıkların oluşumunda etkilidir. Doymamış yağlardan özellikle omega-3 yağ asidi (balık, balık yağı, semiz otu, ceviz ve keten tohumunda bulunan yağ asidi) kalp hastalıkları, diyabet gibi durumları önlemede faydalıdır. Ayrıca beyin, retina gelişimi ve sağlığı için gereklidir. Doymamış yağ olan omega-9 yağ asidi ise en çok zeytin ve zeytinyağında bulunup en sağlıklı yağ olarak benimsenmiştir. Sonuçlar sağlık üzerine etkileri göz önüne alındığında beslenmemizde doymamış yağ oranını artırıp, doymuş yağ tüketimimizi azaltmalıyız.

Glisemik indeks nedir?

Karbonhidrat içeren besinlerin kan şekerini ne kadar yükselttiğini belirten bir ölçüttür. Glisemik indeksi yüksek besin, aynı miktarda karbonhidrat içeren referans besine göre kan şekerini daha fazla oranda yükseltmektedir.

İnsan nasıl şişmanlar?

Beden kütlesinin artmasıyla boya olan oranın da arzu edilen düzeyin üstünde olması şişmanlık olarak kabul edilir. Günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle hareketsiz yaşam artarak, enerji harcaması da azalmaktadır. Yeni beslenme biçimlerine göre de enerji alımı artmaktadır. Bedenin harcayamadığı enerji kaynağı yağ olarak depolanıp şişmanlığa neden olmaktadır. Bunun yanında şişmanlığa neden olan hormonlar, genetik gibi etkenler de bulunmaktadır.

Beslenmede su içmenin önemi nedir?

Su, insan yaşamı için oksijenden sonra gelen en önemli ögedir. İnsan vücudunun cinsiyete ve yaşa göre %42-71 arasında değişir. Besinlerin sindirimi, emilimi ve hücrelere taşınması, metabolizması sonrası atık ögelerin uzaklaştırılması, vücut ısı denetimi gibi birçok vücutsal işlev için su gereklidir.

Herkesin su ihtiyacı aynı mıdır?

Herkesin günlük alması gereken kalori miktarının aynı olmadığı gibi su ihtiyacı da kişiden kişiye değişmektedir. Kişinin fizyolojik durumuna göre değişmekle beraber kabaca bir hesapla kilogram başına 33 ml su ihtiyacımız olduğunu söyleyebiliriz. ( Örneğin 80 kg bir birey için günlük su ihtiyacı 80*33=2640 ml, yaklaşık 2.5-3 litre su tüketmeli diyebiliriz.)

İçecekler su yerine geçer mi?

Diğer içecekler su yerini tutmamaktadır. Çay, kahve, kola gibi içecekler idrar yoluyla su atımını artırmaktadır. Meyve suyu, kola gibi meşrubatlar zaten içerdikleri şeker nedeniyle şişmanlatıcı etkiye sahip içeceklerdir. Bunun yanında süt, yoğurt, ayran, sebze-meyve, çorba gibi besinlerin tüketiminin artması su gereksinimini karşılamaya yardımcı olmaktadır.

Kabızlıkta nasıl beslenmeliyiz?

Kabızlık, bağırsağın yetersiz çalışması durumunda oluşur. Yetersiz sıvı alımı kabızlık nedenlerinin başında yer alır. Yetersiz posa (lif) alımı bağırsak hareketlerini zorlaştırmaktadır.

Kabızlığı engellemek için öncelikle yeterli miktarda su tüketmeliyiz. Sıvı alımının yanında günde 25-30 gram posa tüketmeliyiz. Posa kaynakları olarak tam tahıl ürünleri, baklagiller, sebze ve meyve örnek verilebilir. Bağırsak sağlığımız için beslenmemizde probiyotiklere yer vermeliyiz. Tüm bunlarla birlikte fiziksel aktivitemizi de artırmalıyız. Kabızlığa yönelik pratik bir uygulama olarak sabah aç karna ılık su ile birlikte kuru erik tüketilmesi önerilmektedir.

Mutfakta uyguladığımız pişirme işlemleri sağlığımızı etkiler mi?

Yemek pişirme sırasında uygulanan yönteme göre bazı zararlı kimyasallar oluşmaktadır. Bunlara örnek polisiklik aromatik hidrakarbonlar (PAH), nitrozamin, akrilomid verilebilir. Bu bileşikler özellikle akciğer ve deride kanser oluşumuna katkı yaparlar. Mangalda pişirme, kızartılarak pişirme yönteminde bu zararlı bileşiklerin oluşumu daha fazladır. Kapalı tencerede kendi suyunla pişme yada az suda pişirme ile bu tür kimyasal oluşumu yok denecek kadar azdır. Fırında pişirme yöntemi de yağda kızartma yöntemine göre daha sağlıklıdır. Mümkün olduğunca direk ateş üzerinde pişirme ve yağda kızartarak pişirme yöntemini tercih etmemeliyiz.

Probiyotik nedir?

Bağırsak mikroflorasını değiştirerek sağlığımız üzerine yararlı etkileri bulunan mikroorganizmalardır. Laktobacillus ve Bifidobacterium bilinen en yaygın probiyotik bakterilerdir. Bir besinin probiyotik olması için bu bakterilerin belirli sayıda içermesi gerekmektedir. Probiyotik besinlere örnek olarak kefir, yoğurt gibi mayalandırılmış süt ürünleri, boza, tarhana, şalgam verilebilir.

Probiyotiklerin Helikobakter pylori ve barsak enfeksiyonları ile alerjik belirtileri azalttığı; kabızlık ve irritable barsak sendromuna iyi geldiği; kanser riskini azalttığı; kolesterol seviyelerini düşürdüğü bilinmektedir.

Prebiyotik nedir?

Probiyotik bakterilerin enerji kaynağı olarak kullanıp çoğalmasını sağlayan ögelerdir. Prebiyotik kaynaklarına soğan, sarımsak, yer elması, muz, tam tahıl ürünleri ve kurubaklagiller örnek verilebilir.

Günümüzde probiyotik ve prebiyotik karışımı ‘sinbiyotik’ olarak adlandırlmakta ve alternatif tıp uygulamalarında kullanılmaktadır. Yoğurt, sinbiyotik besinlere güzel bir örnektir.

Çok düşük kalori diyetle zayıflamanın etkileri nelerdir?

Günlük tüketilen yiyecek ve içeceklerin 800 kalorinin altında olan diyetlerdir. Bu diyetlerde genellikle karbonhidrat miktarı düşükken, yağ ve protein miktarı fazla olmaktadır. Günlük ihtiyacınızın altında bir diyetle besleniyorsanız muhtemelen aç kalıyorsunuzdur. Açlık durumunda ise vücudunuz kendini koruma psikolojisine bürüyerek, kilo vermeye başlar ve gittikçe metabolizma da yavaşlamaya hatta durmaya başlayacaktır. Kilo kaybı çok düşük kalorili diyetlerle yağ kaybı yerine çoğunlukla su ve kas kaybıyla oluşur. Bu yüzden çok düşük kalorili diyet uygulamak doku ve organlara ciddi zararlar verir.

Ekmek şişmanlatır mı?

Ekmeğin hammaddesi olan buğday öğütülürken özü ve kepek kısmı ayrılarak beyaz un elde edilir. Beyaz undan yapılan ekmek besleyici ögelerin çoğunu yitirir. Beyaz ekmek kolay tüketilir, çok hızlı sindirilir ve kan şekerini ani yükseltir. Böylelikle şişmanlatıcı sayılabilir. Ancak tam buğday unundan yapılan ekmek besleyicidir, posa içeriği yüksek olduğundan yavaş sindirilir, tokluk hissi verdiğinden daha az tüketilir. Tam buğday unuyla yapılan ekmeğin şişmanlatıcı etkisi olmayıp beslenmemizde yer alması gereken besindir. Tabi ki her besinde olduğu gibi bu tür ekmeklerin aşırı tüketilmesiyle şişmanlamak mümkündür.

Bize bir şey sormaktan çekinmeyin!